1.02.2008

beyaz melek

Sıradan bir nöbetti, gece visitinden bana kalan iş listesi elimde odaları geziyordum. 2. oda sabahat hanım, rutin kan tetkikleri. Sabahat teyzenin yanına yaklaştım, ben geleli 6 saat olmuştu o odaya en az 6 kez girip yanından öylece geçmiştim. Benim için sarı bir dosya, üzerindeki numara ve de istenen tetkikleren ibaretti 2 numaradaki sabahat hanım. Vücudunun üst yarısı yatakta düz, alt yarısı yan dönmüş bi pozisyonda yatıyordu. Plejik herhalde dedim, geçtim. Yüzü duvara dönük, gözleri sanırım kapalıydı. Sanırım diyorum çünkü bakmadım yüzüne, bilinci kapalı herhalde dedim, geçtim.hiç kimse ne zaman çıkar bi şey lazım mı demeye gelmemişti, ya da hiç kimse ziyaret etmiyor, gözleri yaşlı bir yakın yatağının etrafında, güvenlikten kaçak, dolaşmıyordu. Bazı tetkikleri personelle gönderiyordum çünkü yakını yoktu.yani kimsesi yoktu. Yani yalnızdı. Farkına varmadan ben acil personeli diye bağırıyordum, abi bu 4. kata gidecek derken teyzenin yalnızlığı, sessizliği, varlığı yokluğu birliği, gözlerini açabildiği, gözyaşlarının beyaz buruşmuş yüzünü ıslattığı… farkına varmadan… kan almak için yanına yaklaştım. Yorgunluğun içimde frekansını mütemadiyen yükselttiği isyanın donuk bakışlarıyla kaldırdım battaniyesini. Nasıl kan alınır bu kadından hale bak dedim içimden öfkeyle. Bana yakın olan koluna bağlarken turnike misali eldiveni içi boşalmış gibiydi kolları, sadece deri ve ödemden ibaretti. Kolunu açmaya çalıştığımda kedi miyavlamasına benzer bir ses çıkardı. Yüzüne baktım, gözleri açık. Teyzeciğim kolundan bi kan alıcam tamam mı korkma dedim. Kolum döndü dedi. Anlamadım. Sesi maddeler dünyasını bırakalı çok zaman olmuş gibiydi. Ben yine açmaya çalıştım kolunu. Eldiveni çözdüm kolundan bileğine bağlamak için, ödemden bir çember bırakarak. Bileğine yöneldim teyzecim elini çekme olur mu kan alıcam şimdi dedim. Beni anlayacağını düşünmüyordum aslında. Çekmiyorum ama kolum döndü dedi. Ben şaşkın şaşkın teyzemin yüzüne baktım. Gözleri açıktı, iki şefaf cam parçası gibiydi. beyaz saçları hapsedildikleri boneden firar etmiş,yıllardır keyifle döküldükleri alına veda ediyorlardı. Eldiven hala kolunda bağlıydı, bir an önce alayım diye yeniden eğildim. bu kez kolunu çevirmeden almaya çalışacaktım, öteki eline takıldı gözlerim. Küçük çocukların acemi el hareketleriyle gel-gel yaptıkları gibi avucunu açıp kapamaya çalışıyordu, Benim diğer koluna batırdığım iğneden bihaber. Bu kadarı benim donuk bakışlarım öfkeli sesime fazlaydı. İğneyi çıkardım, eldiveni çözdüm. Tamam bitti canım dedim. Üzerini örtmeye çalıştı. Dur ben güzelce örterim dedim. Çarşafı havalandırırken bacaklarında ki yatak yaralarını gördüm. İçim acıdı.demek bundan böyle yatıyor zavallıcık dedim. Üstünü örttüm. artık ıslak gözlerimle iyice eğilip yüzüne baktım, eldivenimi çıkarıp alnını okşadım. Bi şey ister misin dedim. Yok dedi. O ince sesi, o çok uzaklardan gelen, yıllardır kullanılmamış sesi, yok dedi. Gittim. Dosyasını açtım nesi varmış diye öğrenmek için. 4 yıldır Alzheimer hastası, yatalak. Benim bacaklarındaki bi kaç noktacıktan ibaret sandığım yatak yarası, kemiğe dek ulaşmış tüm sırtını kaplamış. Ve yakınları kokudan rahatsız olduğu için getirmiş!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Gözlerinin rengini nasıl yitirdiğini, sesini ne kadar uzun zamandır kullanmadığını, kaç tane gözyaşı damlasını yastıkların kuruladığını… kimsenin ona bakmadığını, konuşmadığını, yüzünde bir elin gezmediğini fark ettiğimde… yoktum ben artık orada. O odada oturan ben değildim. Ruhum kanatlanmış acı denizinin üstünde pike yapıyordu. Alıp evime götürmek istedim. Ona bakmak, buruşuk yüzünü okşamak istedim. İncecik sesiyle sorduğum sorulara cevap versin istedim. Onu sevmek istedim. Kalbim origami usulü yapılmış bir evmiş de mahallenin haylaz çocuğu elimden almış gözümün önünde yırtmış yırtmış parçalara ayırmış gibiydi. Onu anlattım herkese. acıyan ya da benimle dalga geçen çeşit çeşit bakışlarla cevap verdiler bana. Sabah oldu. Yanına gittim alnına koydum elimi, bi şey istiyo musun dedim . ben açım bana kimse yemek vermedi dedi. Yakını yoktu. Sana tost alsam yer misin dedim, pek ihtimal vermiyordum yiyebilieceğine. Başını salladı. Asistanıma sordum, yutma refleksi yok ben dekstrozunu açtım dedi. Yani? Dekstrozunu açmak, kan şekeri düşmeyecek, fizyolojik açıdan tok olacak. Ama o artık sabahat hanım değil ki benim sabahat teyzemdi. Küçük bir kediydi. Atılmış bi kenarda unutulmuş solmuş bir çiçekti. Ama yapacak bi şey yoktu… yok muydu gerçekten????? Bilmiyorum. Sanırım ben de kaçtım diğerleri gibi. Visit bitti, gittim…

1 yorum:

hiç kimse ve hiç bişey hakkında hiç bişeyler dedi ki...

ya Rabiiiiş
çok kötü oldum ama ben bunu okuyunca, gözlerim doldu ne güzel hissetmiş, ne güzel hissettirmişsin yine:(