5.06.2009

sevgilim bu satırlar senin

ne kadar kırmızı. etraflarında oluşan halkaya mı yoksa, fütursuzca istila eden damarların, kan çanağına çevirdiği gözlerime mi söylemiştim bunu, karar veremeden, çekildim aynanın önünden. ruloya sarılıp ayakta bekleyen kağıt havludan iki parça kopardım. mutfağa gidip kendime bi fincan çay doldurdum. günlerdir beni saran kasvetin bugün gözlerime hücum etmesinden başım ağrımaya başlamıştı. masaj koltuğu fayda etmemişti kasılan omuzlarıma. bi ağrı kesici arandım annemin ilaç sepetinden. beyaz hapı susuz yuttum. dilimde bıraktığı acı tadı bastırmak için fincanımı dudaklarıma götürdüm. sıcak bir temas , o kadar. kablosuz internetin her ne hikmetse sadece modemin yanında çalışmasına sebep kardeşimin odasına girdim. kapıyı, adananın sıcağına rağmen ardımdan çekip laptopumu açtım. evimiz hastaneler caddesi tabir edilen bi yerde olduğu için çocukluğumdan beri aşina olduğum ambulans sirenlerinden birinin eşliğinde belgelerim klasöründe adıma özel dosyaların arasından ikimize ait fotoğrafların olduğu bi klasörü açtım. masaüstüne düşen çehrene baktım uzun uzun. 3 sene öncesinden başlayan hikayemiz, farkında olmadan biz, yüzümüze yazılmış gibi her yeni fotoğrafta başka çizgiler gölgeler keşfettim. ne kadar küçükmüşüz dedim önce. zamanı dilediğim gibi ileri geri sardırmanın özgürlüğüyle tekrar tekrar baktım. en başından. büyümüşüz dedim sonra. beraber büyüdüğümüzü farkettim. aç deyilim diyip yemeğine saldırdığım günki halimize güldüm yeniden. nöbet çıkışı yorgun başımı omuzuna yaslamıştım,yanağımda dolaşan parmaklarının şefkat dolu, pamuksu dokunuşlarını duydum yeniden. gerçi o anın dondurulmuşu elimizde yok ama yurt bahçesinde ilk elimi tuttuğun gecenin karanlığına veryansın edercesine çakmak çakmak parlayan gözlerinle titredim yeniden. denize düşüyorum sandıkları tekne gezintimizde, köpüklere parmak uçlarını deyirmeye çalıştığım ayaklarımı yakalamaya çalıştığın tatilimize döndüm yeniden. soğuğun renlerimizi matlaştırdığı istanbul sabahında kuşlarla beraber yediğimiz simidi tattım yeniden. izmir karşıyaka vapurunda bankolara ters dönüp havada kapan martılara ekmek kırıntıları attım yeniden. bir ankara yazında kızılay akşamında kanun eşliğinde içtiğin sigarayı kıskandım yeniden.koskoca bir otobüse doluşup gittiğimiz amasrada ben buraları biliyorum deyip sen de peşimsıra kayboldum yeniden.bazen konser bazen dersane çıkışlarında gittiğimiz sokak köftecisinde zeki mürenin pilli teypten gelen sesini duydum yeniden. beraber bulup beraber temizlediğimiz ilk evimde yere serdiğimiz gazete üzerinde senin getirdiğin beyaz peynir domatesli nevaleyi dostlarımıza sundum yeniden. geçtiğimiz kış gölbaşında buz tutmuş gölün üzerinde seninle yürüdüm yeniden. sadece insanları değil müziğin ritmini de unutup yorgun ayaklarımı ayaklarının üzerine koyup kollarında dans ettim yeniden. doğum günüm için yaptırdığın ömrümde gördüğüm en müthiş pastaya beş yaşıma ait bir heyecanla ellerimi çırptım yeniden. tayinim bitlise çıktığında bahçe duvarının önünde duran sana ve arkandaki sonbahara ağladım yeniden.
şimdi, gidiyor musun? sen şimdi benim küçük sevgilim.. askere... ne zaman ve nasıl bu kadar büyüdük de hayat bir anda.. nasıl böylesi bir sürprizle... biliyorum daha erken diceksin, geçecek tatlım yine beraber olcaz diceksin. ahh yumuşacık sesin... yine gözlerimden yaşlar akıyor bir biri ardına. bitmesin bu yazı. son cümlesi olmasın. seni seviyorum derken ansızın havada asılı kalsın. tıpkı böyle, beni sevdiğini söylediğin ilk günki gibi..pat diye..............

Hiç yorum yok: